Son zamanlarda bu sözü çok duyar oldum. “Ekmek aslanın ağzında”. Bu nereden geldiği bilinmeyen atasözü bir çok açıdan doğru değil. Fakat bize zihnimizin ne kadar karışık olduğunu gösterebilir. İnsanoğlu her zaman bunun böyle olduğuna inanmak istemiştir çünkü ekmeğe ulaşmak için sarf ettiğimiz çaba yaşamımıza anlam katıyor.

Bu sözde kullanılan “ekmek” yemeği, beslenmeyi ve yaşamda kalmamız için ihtiyaç duyduğumuz kaynakları simgeliyor. “Aslan” ise insan için yaklaşması imkansız olan korkutucu güçlü bir yaratık. Yani kaynaklara erişebilmek için tehlikelere atılmalı ve her türlü yolu denemelisiniz çünkü “kaynaklar sınırlı” ve “yaşam zor”. Bu inanç, içinde doğup büyüdüğümüz toplumun büyük bir kesimini bir virüs gibi etkilemiş ve esiri altına almış bir düşünce kalıbı. Bunu düşünmeyen bir çok insan bile bilinçsizce bunun böyle olduğuna inanıyor olabilir. Kendinize sorabilirsiniz: “buna inanıyor olabilir miyim?”. Daha sonra bu inancınızın nereden, kimden ve nasıl geldiğini düşünün. Bu hastalığa doğal yollarla yakalanmış olamazsınız. Onu muhakkak birinden kapmış olmalısınız.

Aslan sizsiniz. Siz aslanın da ötesinde bir varlıksınız. Aslan ekmek yemez ve sizin yaşam kaynağınız yediğiniz maddeler veya para değil. Sizin yaşam kaynağınız canlı, güçlü ve besleyici. Ekmek ise bir kandırmaca. Sadece karnınızı doyurduğunuz fakat beslenmediğiniz, gün geçirmek için başvurduğunuz, hayatta kalabilmek için yediğiniz fakat gelişiminize ve büyümenize destek olmayan boş bir madde. Siz avlanmalısınız. Ekmeğe razı olmayın. Avlanıp size yaşam katan şeyi bulmalı, onu canlı canlı yakalamalı ve en güzel yerlerini yemelisiniz. Aynı zamanda avınızı paylaşmalı ve yaşamın devam etmesi gelişip büyümesi için kaynak oluşturmalısınız.

Aslanın açlık bilinci yoktur. Kaynaklar tehlikede değildir. İstediği zaman ulaşabilir, ihtiyacı olduğu kadarını elde edebilir. Çok çeşitli stratejileri vardır. Bazen saklanır bazen koşar ve avına bir pençe geçirerek onu yere indirir. Avını yakalayamadığında stratejisindeki hatayı öğrenir ve bir sonraki avda kendini geliştirmiş olur.

Kaynakların kısıtlı olduğu inancı, gerçek kaynaklarınızı bulma cesaretini gösterip yeniyi, farklıyı ve önemliyi bulmanızı ve yapmanızı engelliyor. Sizi garanti olana, eski olana, ölü ve kokuşmuş olana sarılıp onu paylaşmamaya itiyor. Evet bir çok insan kaynaklara ulaşamıyor. Çünkü tüm avların kolay olmasını bekliyor. Strateji, denge, güç ve kararlılık olmadan hedefe ulaşabilmeyi bekliyorlar. Bunun için önlerine atılan ekmeğe razı olup adım atmaya korkuyorlar.

Evet devir değişti ve artık içinizdeki aslanı bulup eskimiş ekmeği değil gerçek gücünüzü keşfedebileceğiniz işleri yapmak ve kendinizi her alanda ortaya koymalısınız. Kaynaklar kısıtlı falan değil. Onlara ulaşmak da zor değil. Maddi ve manevi olarak ihtiyacınız olan her şey, fazlasıyla mevcut. Dünya, evren ve yaşam mucizelerle dolu. Onları yaşayacak bir zihinde olmayan insanlar var. Onları göremiyor, duyamıyorlar. Fırsatlar önlerinden gelip geçiyor. Onlar sadece bakıyorlar. Çünkü mucizeler, sadece onlara hazır olan zihinde gerçekleşebilirler. Yürüyüp durup şikayet ederek, hayatın zorluklarını düşünüp birbirimizi bir sürü saçmalığa inandırarak dünyayı yaşanması zor bir yer haline getiriyoruz. Bunu yapmayın, yapanı da takmayın. Bunu her duyduğunuzda ve hissettiğinizde aslanı hatırlayın ve gücünü hissedin. Göreceksiniz ki aslan asla ekmek yemez. Onun doğası farklıdır. Sizinki de öyle…

0 comments

Bir Cevap Yazın