Yazar: ahmet

İlk anlaman gereken şudur, istesen de istemesen de yalnızsın. Tek-başınalık senin doğanda var. Bunu unutmaya çalışabilirsin, dost veya sevgili edinip kalabalığa karışarak yalnız kalmamaya uğraşabilirsin… Ama ne yaparsan yap hepsi yüzeysel olacaktır. İçinin derinliklerinde senin yalnızlığın, ulaşılmaz, dokunulmaz olarak duruyor.

Osho – Aşk, Özgürlük ve Tekbaşınalık

Bu gerçekten böyle midir? Biz gerçekten, kaçınılmaz olarak tek-başımıza  mıyız? Eğer gerçek buysa, bu nasıl ortaya çıktı ve nasıl aşılabilir? Peki bununla ilgili nasıl hissediyoruz ve neler yapıyoruz? Başka bir bakış açısı veya deneyim gerçekten mümkün müdür?

“Bazen hazine evin altında gömülüdür. Hazineni bulmak için evi yıkman gerekir. Balyozu vurman ve evi bir döküntüye çevirmen gerekir. Çünkü hazineler döküntülerde gizlidir.”

Mevlana Celaleddin Rumi

Hazine, sizin özünüzdür. O, sizin hakiki niyetiniz ve isteğinizdir. Belki sizin de çoğu zaman farkında olmadığınız, içsel iradenizdir. Öyle bir irade ki, her şeyi yaratabilir, yıkabilir veya değiştirebilir. Bu sizin, hazineniz ve kaynağınızdır. O sizin öz-sermayeniz, değer biçilemeyecek varlığınız ve tamamen size özgü olan benliğinizdir. Aynı zamanda hazine sizin, sevgi ve inancınızı besleyen temel kaynaktır.

Dağları, o dağlarda yaptığımız gezintilerde rastladığımız dağcıları yeniden düşündüm. Bunlar, karda kaybolduklarında fark edilebilmek için canlı renklerde giyişiler giyen, doruklara çıkan yolları bilen gençlerdi.

Dağların dik yamaçlarında, kayalara önceden çakılmış alüminyum halkalar vardı: Tam güvenlikle tırmanabilmek için yapmaları gereken şey, iplerini bu halkalara geçirmekti yalnızca. Buralara hafta sonu macerası yaşamak için geliyor, Pazartesi günü de doğaya kafa tutmuş ve onu yenmiş olma duygusuyla işlerinin başına dönüyorlardı.    

Ne var ki gerçek hiç de öyle değildi. Asıl maceracılar, o doruklara çıkan yolları vaktiyle ilk kez keşfetmeye karar vermiş olanlardı. İçlerinden bazıları, yarı yola kadar bile tırmanamamış, uçurumlara düşmüşlerdi. Başkaları, parmakları donduğundan sakat kalmışlardı. Bir çoğu da kaybolmuş, bir daha hiç bulunamamıştı.

Dünya değişiyor. Düzen değişiyor.
Eskiden doğru bilinen her şey büyük bir hızla sorgulanıyor. Yeni bir çağ başlıyor. Eskiden çok önemli olduğunu düşündüğümüz şeyler, önemini yitiriyor. Artık daha önemli başka şeyler var. Eskiden anlamlı olanlar artık anlamsız. Şimdi yeni anlamlar var.

Gecenin karanlığı derinleşirken, bir yerlerde gün doğmaya hazırlanıyor.
Bütün bunlar bizim için çok korkutucu çünkü sistem, bireyin üzerinde ve bizim dünyada ‘olanlar’ üzerinde herhangi bir kontrolümüz yok.


From Doğa, posted by Ahmet Akın on 4/22/2010 (8 items)

Generated by Facebook Photo Fetcher


Dağın yükseklerindeki yolculuğuma devam ediyordum. Önümde dik ve sarp kayalıklı yolun sonunda çok uzaklarda görünen Tapınak Tepesi beni kendine çekiyordu. Tapınağa ulaşan güvenli yollar vardı ve onları biliyordum. Dar, yorucu ve zorlu yollar da vardı onları da öğrenmiştim. Fakat hiçbirini seçmedim. Kolay yollar ile zor olanlar arasında daha farklı bir geçit gördüm ve onu seçmeye karar verdim. Geçit dar, dik ve zor bir yokuştu. Bu o Tapınağa ulaşan en kutsal yol gibi göründü bana. Esrarengiz bir güçle beni kendine çekti ve o yolu yürümeye karar verdim.

Oradaki yerel bir dağcıya, verdiğim kararı söylediğimde gözlerinden ateşler saçıldı ve bana; “Sen deli misin?” dedi. “Çakmaktaşı Geçidi mi? Yaşamını bu kadar ucuza verecek kadar aptal birine benzemiyorsun.” Senden önce orayı geçmeye çalışan çok kişi oldu ama hiçbiri geri dönüp hikayelerini anlatmaya fırsat bulamadılar. Asla o yoldan gitmemelisin!